Allocation Of Statutory And Discretionary Reserves 

Allocation Of Statutory And Discretionary Reserves Under The Terms Of The Turkish Commercial Code


Reserves are among the accounts that compose the joint-stock company’s equity. Reserves are regulated in the Turkish Commercial Code (herein after referred as “TCC”). According to the Turkish Commercial Code, joint-stock companies are obliged to allocate statutory reserves in some cases. The Code also allows joint-stock companies to allocate discretionary reserves in order to perform some goals and strengthen the financial structure of the company.

The allocation of statutory and discretionary reserves by a joint-stock company is briefly explained below under the terms of the Turkish Commercial Code, numbered 6102.

I. STATUTORY RESERVES

Allocation and usage of statutory reserves are mentioned in the Article 519 and Article 520 of the Turkish Commercial Code. Statutory reserves are classified into two kinds as the general statutory reserves and reserves to be allocated with respect to the company’s own shares acquired.

I.a. General Statutory Reserves

It is compulsory for a joint-stock company to set out 5% of its annual profits as general statutory reserves each year, until it reaches 20% of the paid-up or issued capital. We call this as the “first allocation of statutory reserves”.

The following amounts are also added to the general statutory reserves even after it has  reached the aforementioned legal limit:

a) The portion which has not been expended for amortization, assistance or charity, out of revenues obtained in excess of the nominal value when issuing shares,

b) The balance remaining on payments made on account of the price of canceled shares, after having closed the deficit resulting from the shares which have replaced the same,

c) After the payment of 5% of the net profits to shareholders (we call it as the “first dividend distribution), one tenth of the portion that has been decided to be distributed among persons having shares in the profits (We call this as the “second dividend distribution”). This allocation is also regarded as the “second allocation of statutory reserves”.

As long as the general statutory reserves do not exceed one half of the issued or paid-up capital, they cannot be expended exclusively for covering losses, for taking the proper measures, for maintaining the undertaking in times where business is not good for preventing unemployment or for reducing the consequences thereof.

However, holding companies are exempt from two of these obligations:

First one is that, holding companies are not obliged to do the second allocaion. In other words, holding companies are not obliged to allocate one tenth of second dividend distibution.

Second exemption is about the usage of statutory reserves. Holding companies may use their statutory reserves for covering the losses of the company or for taking the proper measures, maintaining the undertaking in times where business is not good for preventing unemployment or for reducing the consequences thereof even if the general statutory reserves do not exceed one half of the stock capital.

I.b. Reserves Allocated With Respect To The Company’s Own Shares Acquired

In the case where the company acquires its own shares, the company is obliged to allocate reserves that correspond to the acquisition values. These reserves may be cleared if the related shares have been transferred or disposed of.

In accordance with the regulation with regard to revaluation fund, reserves as included on the passive side of the balance sheet may be cleared if:

– They have been converted to capital and the related revalued assets have been depreciated,

– The related assets have been transferred.

II. DISCRETIONARY RESERVES

Allocation of discretionary reserves are mentioned in the Article 521 and Article 522 of the Turkish Commercial Code. They are briefly explained below.

II.a. Discretionary Reserves In General

The company may decide to assign on a discretionary portion of the net income to the limit established in the articles of association and by law. A provision may be specified in the articles of association indicating that:

a) An amount exceeding 5% of the annual net income may be appropriated to reserves,

b) General reserves may exceed 20% of the paid-up or issued capital.

Appropriation of other reserves may also be specified in the articles of association and their spending areas and conditions may be determined.

II.b. Reserves To Be Appropriated In Favor Of Employees And Workers

The articles of association may stipulate provisions that enable the appropriation of reserves for the company’s directors, managers, employees and workers in order to establish or sustain a charity organization or to be granted to a public organization.

It is obligatory to establish a charitable foundation and a cooperative by diverging the reserves and other assets which have been allocated to the charity. The charity foundation deed may state that the assets of the charity foundation may solely be the debt against the company.

III. RELATION BETWEEN THE DIVIDEND DISTRIBUTION AND RESERVES

Due to Article 523 of the TCC, dividend to be distributed to the shareholders cannot be determined unless general statutory reserves and discretionary reserves as specified in the articles of association are allocated.

The general assembly may decide to allocate special reserves other than those as specified in law and the articles of association in order to protect assets to the extent necessary and sustain the company and secure dividend distribution for the benefits of all shareholders.

Makul Güvence Veren Denetim Raporu

19/12/2018 tarihinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (Kanun) konkordato talebine eklenecek belgeleri düzenleyen 286’ncı maddesinde yapılan değişiklikle birlikte borçlular tarafından mahkemelere konkordato talebinde bulunulurken söz konusu talebe, KGK tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetim kuruluşları tarafından düzenlenen ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşebileceğine ilişkin makul güvence veren denetim raporlarının eklenmesi zorunluluğu getirilmiştir.

 

Kanun’un mezkur maddesine dayanılarak 30.01.2019 tarih ve 30671 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik kapsamında yapılacak denetim sonucunda düzenlenecek denetim raporuna örnek teşkil etmesi amacıyla hazırlanan makul güvence veren denetim raporu örneğinin yayımlanmasına ilişkin KGK Kurul Kararı 16.02.2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

 

Rapora erişmek için Konkordato Makul Güvence Veren Rapor Örneği

Anonim ve Limited Şirketin Tescilinden Önce Yapılan Kira Ödemeleri Gider Yazılabilir mi?

Soner ALTAŞ

VergiAlgı, 19 Nisan 2018

 

Şirket kuruluşundan önce bazı hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklardan birisi de kurulacak şirket için bir ofisin veya binanın kiralanmasıdır. Nitekim uygulamaya baktığımızda, şirket kuruluşundan önce ortakların şirketin faaliyet göstereceği bina veya ofisi aylar veya haftalar önce kiralayıp hazır hale getirdiklerini ve şirket faal hale gelene kadar da kendi ceplerinden kira ödediklerini görmekteyiz. Bu şekilde şirket kuruluşundan önce kiralanan ve kira sözleşmesi şirketin kurucuları adına düzenlenen bina, ofis gibi işyerleri için ödenen kira bedellerinin şirket kurulduktan sonra gider olarak yazılıp yazılmayacağı hususu uygulamada tartışmalıdır.

Gelir İdaresi, Türk Ticaret Kanunu’na göre şirketlerin tüzel kişiliklerini ticaret siciline kayıt ile kazandıkları ve tüzel kişiliklerinin bu tarih itibariyle başladığı, bir şirketin hak sahibi olmasının ancak tüzel kişilik kazandığı tarih ile bu kişiliğin sona erdiği yani ticaret sicilinden kaydının silindiği tarih arasında olanaklı olduğu, dolayısıyla, şirketin tüzel kişilik kazanmadan önce şirket kurucusu tarafından kiralanan işyeri için yapılan kira ödemelerinin gider olarak kurum kazancından indirilmesinin mümkün olmadığı görüşündedir.

Gelir İdaresi Başkanlığı İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 8/12/2014 tarihli ve 67854564-1741-667 sayılı Özelgesi’nde, konu ile ilgili olarak, aynen;

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, sigorta acenteliği faaliyetinde bulunan şirketinizin Eylül/2013 tarihinde kurulduğu, şirket kuruluşundan önce faaliyetinizi sürdürmek amacıyla Ocak/2013 tarihinde bir işyeri kiralandığı belirtilerek, şirket kuruluşundan önce kiralanan işyeri için ödenen kira bedellerinin gider yazılıp yazılmayacağı ile sigorta acentesi olan şirketinizin Ba-Bs bildirim formu verme yükümlülüğü bulunup bulunmadığı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

Konu ile ilgili olarak özelge talep formu eklerinin incelenmesinden, bahsi geçen işyeri için düzenlenen kira sözleşmesinin kiracı sıfatıyla xxx adına düzenlendiği, kira başlangıç tarihinin 15.01.2013 olduğu, kiralanan işyerinin sigorta acenteliği faaliyetinde kullanılacağı ve söz konusu şahsın şirketin kurucusu ve müdürü olduğu anlaşılmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında da, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hükmüne yer verilmiştir.

Anılan bent hükmü uyarınca, yapılan genel giderlerin indirime konu edilebilmesi için söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması ve ayrıca söz konusu giderlere ilişkin tanzim edilecek belgelerin Vergi Usul Kanununa göre geçerli bir belge olması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 8 inci maddesinde; “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir. Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir. Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz. Bu kanunun müteakip maddelerinde geçen “mükellef” tabiri vergi sorumlularına da şamildir.” hükmüne yer verilmiştir.

Türk Ticaret Kanununa göre şirketlerin tüzel kişilik kazanmaları ticaret siciline kayıt ile başlar. Bir şirketin hak sahibi olması ancak, tüzel kişilik kazandığı tarih ile bu kişiliğin sona erdiği yani ticaret sicilinden kaydının silindiği tarih arasında olanaklıdır.

Buna göre, şirketinizin tüzel kişilik kazanmadan önce şirket kurucusu tarafından kiralanan işyeri için yapılan kira ödemelerinin gider olarak kurum kazancından indirilmesi mümkün değildir.” denilmiştir.

Özelge’de, İdarenin görüşüne dayanak olarak şirketlerin tüzel kişilik kazanmalarının ticaret siciline kayıt ile başlaması ve şirketin hak sahibi olmasının ancak tüzel kişilik kazandıktan sonra mümkün olabilmesi gösterilmiştir. Kanımızca, İdare, bahsigeçen Özelgesi’nde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun bazı hükümlerini almakla birlikte, bazı hükümlerini göz ardı ederek eksik değerlendirmede bulunmuştur. Anılan Özelgede şirketin türü belirtilmemiştir. Ancak, sigorta acenteliği yaptığı ifade edildiğinden, anılan şirketin türünün limited olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, yazımızda konu hem anonim hem de limited şirketler açısından değerlendirilecektir.

TTK’nın 355’nci maddesinin birinci fıkrasına göre; anonim şirketticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Benzer hüküm limited şirketler için de geçerlidir. TTK’nın 588’inci maddesinin birinci fıkrasına göre, limited şirket, ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Bu husus Özelge’de de açık bir şekilde belirtilmektedir. Özelgede göz ardı edilen husus, anılan maddelerin diğer fıkralarında belirtilen hükümlerdir.

TTK’nın anonim şirketlere ilişkin 355’inci maddesinin ikinci fıkrasında, aynen;

Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar ve taahhütlere girişenler, bu işlem ve taahhütlerden  şahsen ve müteselsilen  sorumludurlar.  Ancak,  işlem ve  taahhütlerin,  ileride kurulacak şirket adına yapıldığı açıkça bildirilmiş ve şirketin ticaret siciline tescilinden sonra üç aylık süre içinde bu taahhütler şirket tarafından kabul olunmuşsa, yalnız şirket sorumlu olur.”;

Limited şirketlere ilişkin 588’inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında da;

Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar, bu işlemler dolayısıyla şahsen ve müteselsilen sorumludur.

Bu gibi taahhütlerin, ileride kurulacak şirket adına yapıldıklarının açıkça bildirilmeleri ve şirketin ticaret siciline tescilini izleyen üç aylık süre içinde şirket tarafından kabul edilmeleri koşuluyla, bunlardan yalnız şirket sorumlu olur.” hükümlerine yer verilmiştir.

Dolayısıyla, anonim veya limited şirketin ticaret siciline tescil edilip tüzel kişilik kazanmasından önce şirket adına işyeri, bina vb. kiralanması, imzalanacak kira sözleşmesinde kiralamanın ileride kurulacak şirket adına yapıldığının açıkça belirtilmesi ve şirketin ticaret siciline tescilinden sonra üç aylık süre içinde kiralama işleminin şirket tarafından kabul olunmasıhalinde, kira ödemelerinden sadece şirket sorumlu olacaktır. TTK’da şirket adına bu kararı kimin vereceği açık olmamakla, dolayısıyla şirketin yönetim organının –anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise müdür veya müdürler kurulu- dahi alabileceği düşünülmekle birlikte, bu kararın şirketin genel kurulu tarafından alınması daha uygun olacaktır.

Şirketin, kabulden önce yapılan ödemelerden sorumlu olup olmayacağı hususunda tereddüt yaşanabileceği dikkate alınarak, kurucuların, kira ödemelerinin şirketin kuruluşunun tescilinden sonra yapılacağına dair kira sözleşmesine bir hüküm koymaları ve kira ödemelerini şirketin kabul kararından sonra yapmaları, olası ihtilafları giderecektir. Bu koşulların sağlanmasının akabinde şirketin ödemekle sorumlu olacağı bir işlemin gider olarak indirilmesine izin verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Şirketçe kabul olunmadığı takdirde ise önceden kiralanan işyerinin şirketin tescil tarihine kadar olan giderleri kurucular tarafından karşılanmalı ve tescil tarihinden geçerli olmak üzere kira sözleşmesi şirket ile mal sahibi arasında yenilenmelidir.

Bu itibarla, anonim ve limited şirketlerin, mükellef olarak, yazımızda belirttiğimiz yasa hükümleri doğrultusunda Özelge talep etmelerinin, İdarenin konuyu sadece tüzel kişilik kazanma açısından değil, anılan hükümler yönünden de değerlendirmesine ve mükellef lehine görüş bildirmesine katkı sağlayabileceği kanısındayız.

 


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/anonim-ve-limited-sirketin-tescilinden-once-yapilan-kira-odemeleri-gider-yazilabilir-mi/


 

Faaliyet Raporu Düzenlemek Zorunda Olan Şirketler

Soner Altaş

VergiAlgı, 2 Nisan 2018

Sermaye şirketlerinde şirketin yönetim organının, diğer bir deyişle anonim şirketlerde yönetim kurulunun, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticinin veya yöneticilerin, limited şirketlerde müdürün yahut müdürler kurulunun; şirketler topluluğunda da ana şirketin yönetim organının geçmiş hesap dönemine (örneğin; içerisinde bulunduğumuz 2018 yılı itibariyle 2017 yılına ilişkin) bir yıllık faaliyet raporu hazırlaması ve genel kurula sunması gerekmektedir.

Hazırlanacak yıllık faaliyet raporu “genel bilgiler; yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar; şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları; şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler; finansal durum; riskler ve yönetim kurulunun değerlendirmesi; diğer hususlar” olmak üzere yedi bölümden oluşur.

Yönetim organı, yıllık faaliyet raporunu, ortakların şirketin faaliyetleri hakkında her türlü bilgiye tam ve doğru bir şekilde ulaşmasını sağlayacak ayrıntıda hazırlamakla yükümlüdür. Bu amaçla, yıllık faaliyet raporunda mümkün olan en basit kavram ve terimler kullanılır, tereddüde neden olabilecek belirsiz ifadelerden kaçınılır. Teknik terim kullanılması gereken yerlerde, herkesin kolayca anlamasına imkan verecek şekilde açıklamalar yapılır. Şirketin, finansal performansı ile finansal durumunun genel özellikleri ve karşı karşıya bulunduğu temel riskler yıllık faaliyet raporunda değerlendirilir. Şirketin finansal durumuna ilişkin bu değerlendirmeler finansal tablolara dayandırılır. Ayrıca finansal olmayan risklere de faaliyet raporunda yer verilir. Yıllık faaliyet raporunda ayrıca şirketin gelişmesine ve karşılaşması muhtemel risklere açıkça işaret olunur ve bu konulara ilişkin yönetim organının değerlendirmesine yer verilir. Raporda gerekli olması halinde grafiklere de yer verilebilir.

Yıllık faaliyet raporunun olağan genel kurul toplantılarında müzakeresi şart olduğundan, sermaye şirketlerinin yönetim organlarının sözkonusu raporu ilgili mevzuata uygun olarak hazırlayıp genel kurulun onayına sunması önem arz etmektedir. Anılan raporda gerçeğe aykırı bilgilere yer verilmesinin yahut bu raporu hazırlamadan sanki varmış gibi genel kurulda görüşüp onaylatmanın ise suç teşkil edeceğini ve yönetim organı üyelerinin cezaî sorumluluklarını doğuracağını belirtmekte fayda vardır.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/faaliyet-raporu-duzenlemek-zorunda-olan-sirketler/


 

Limited Şirket Kuruluşu Artık Tek Noktadan ve Daha Kolay

Soner ALTAŞ

VergiAlgı, 22 Mart 2018

15/2/2018 tarihinde kabul edilen 7099 sayılı Kanun 10 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Vergi Usul Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı. Yapılan bu değişiklikler ile limited şirket kuruluşu tek yerde toplandı ve oldukça kolaylaştırıldı.

Mevcut uygulamada limited şirket kuruluşu için notere gitmek zorunlu idi. Her ne kadar, TTK, şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanmasına izin verse de, bu fiilen uygulanamıyordu. Yapılan değişiklik ile limited şirket kurucularının sözleşmedeki imzalarının noterce onaylanması uygulaması kaldırıldı ve şirket sözleşmesinin ticaret sicil müdürlüğünde imzalaması öngörüldü.

Limited şirketin kuruluşunda nakden taahhüt edilen payların en % 25’inin ödenmesi, bu amaçla MERSİS’ten alınan potansiyel vergi numarası ile şirket adına bankada bir hesap açtırılması ve sermayenin ilk diliminin bu hesaba yatırılması, bankadan paranın yatırıldığına dair bir mektup alınması ve bunun ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi gerekiyordu. 7099 sayılı Kanun ile nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi şartı da limited şirketler açısından uygulamadan kaldırıldı.

Şirket adına imzaya yetkili kimselerin imzalarında da önemli bir değişikliğe imza atılarak, imza beyanının, herhangi bir ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda yazılı beyanda bulunmak suretiyle verilmesi zorunlu hale getirildi.

Yapılan diğer bir değişiklik ile de, hem Vergi Usul Kanunu hem TTK’da değişikliğe gidilerek, anonim ve limited şirketler ile kooperatifler tarafından tutulacak defterlerin, kuruluş aşamasında, ticaret sicili müdürlüğü tarafından yapılması zorunlu hale getirildi, noterlerin kuruluş sırasındaki açılış tasdiki yetkisi sayılan şirketler yönünden kaldırıldı.

Anılan değişiklikler 15 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe girdi. Dolayısıyla, bu tarihten itibaren limited şirket için önce notere sonra bankaya gitme, oradan ticaret siciline uğrama ve şirketi tescil ettirdikten sonra da defterleri notere götürüp tasdik ettirme devri sona erdi. Limited şirket kurmak isteyen kurucular, ticaret sicili müdürlüklerine uğrayıp şirketin kuruluşunu tek noktadan, hızlı ve zahmetsiz bir şekilde yapabilecekler.

Kanımızca, ticaret sicili müdürlükleri bu dönüşüme önceden hazırlık yapmışlardır. Ancak, önceden muhtelif noterlerde yapılan bu işlemlerin tek yerde toplanması, muhtemelen ticaret sicili müdürlüklerinde bir izdihama sebep olabilecektir. Ticaret sicili müdürlükleri de bu izdihamı önlemek için randevu sistemi uygulayacak ve personel sayısında artışa gidecektir. Hatta, defter onayı hususunda yetkilendirilen ticaret sicili müdürlüklerinin, anonim ve limited şirketler tarafından tutulacak defterleri de temin edip ücreti karşılığında talep eden şirketlere sunmaları bu kolaylığı bir adım daha ileriye taşıyacaktır. Sistemin ilk dönemlerinde bazı aksaklıkların yaşanması mümkündür, ancak, netice itibariyle şirket kuruluşunu kolaylaştıran bir düzenlemedir. Ülkemiz ekonomisine hayırlı olmasını diliyoruz.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/limited-sirket-kurulusu-artik-tek-noktadan-ve-daha-kolay/

Huzursuz Ortağın Limited Şirketten Ayrılma Yolları

Huzursuz Ortağın Limited Şirketten Ayrılma Yolları

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 3 Mart 2018

 

Limited şirket ortakları arasında, aynı aileden olsalar dahi, birtakım sorunların, uyuşmazlıkların ve huzursuzlukların yaşanması mümkündür. Zaman zaman yaşanan bu ufak anlaşmazlıklar ve kavgalar, işin tuzu biberidir aslında. Gönlümüz bu huzursuzlukların zaman içerisinde giderilmesi ve ilişkilerin normale dönmesinden yana olsa da, bazen habbe kubbe yapılmakta ve baba ile oğulun yahut kardeşlerin mahkemelik oldukları hallere dahi rastlanabilmektedir. Eski Ticaret Kanunu döneminde limited şirketlerin en az iki ortaklı olarak kurulması şart olmasına karşılık, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu tek kişilik şirkete izin vermektedir ve yeni kurulan şirket verilerine baktığımızda tek kişilik limited şirket kuruluşunun ağırlıklı bir paya sahip olduğu görülmektedir. Bu yönüyle, yeni sistem, bağımsız hareket etme ve diğer ortaklarla sorun yaşama ihtimalinden uzak olma adına önemli bir imkan sağlamaktadır.

Peki, limited şirket birden fazla ortağa sahipse ve şirket içinde huzursuzluk hakimse, bu huzursuzluklar aile ile dostluk ilişkilerine de yansıyorsa ve artık bıçak kemiğe dayandıysa, bazı ortaklar bu yüzden şirketten ayrılmak istiyorlarsa, ne yapılacaktır? Bu konuda başvurulabilecek birkaç yöntem vardır. Bunlardan bazıları, önceden öngörülüp alınacak tedbirlerden oluşmakta, bazıları ise sorunlar baş gösterdikten sonra uygulanmaktadır. Huzursuz ortağın şirketten çıkması için başvurulabilecek yollardan birisi şirket sözleşmesine hüküm konulması ve bu hükme istinaden ortaklıktan çıkma talebinde bulunulmasıdır. Bu hükme, şirketin kuruluşunda yer verilebileceği gibi, sonradan sözleşme değişikliğine gidilerek de tesis edilebilir. Anılan hak koşulsuz olarak öngörülebileceği gibi, belirli şartlara da bağlanabilir. Eğer koşulsuz olarak tanınmışsa, ortak herhangi bir sebep belirtmeksizin ve kendisinden herhangi bir koşulu yerine getirmesi istenmeksizin şirketten çıkma hakkını kullanır. Yok eğer, şirket sözleşmesi çıkma hakkını bazı şartlara bağlamış ise, bu durumda, ortak ancak şirket sözleşmesinde yazılı olan şartları yerine getirerek ortaklıktan çıkma hakkını kullanır.

Bununla birlikte, uygulamada, limited şirketlerin ekseriyetinin eski kanun döneminde kurulmuş olmasının da etkisiyle, şirket sözleşmelerinde ortaklıktan çıkmaya ilişkin bir hükmün bulunmadığını düşünmekteyiz. Şirket sözleşmesinde ortaklıktan çıkma hakkına ilişkin bir hükmün yer almaması, ortağın hiçbir surette şirketten çıkamayacağı anlamına gelmese de, böyle bir durumda ortağın mahkemeye başvurması ve çıkmanın haklı bir sebebe dayanması gerekir.

Bu nedenle, şirketten çıkmayı yargıya gitmeden çözmek isteyen limited şirket kurucularının ve ortaklarının şirket sözleşmelerine çıkma hakkına dair hükümler koymaları uygun olacaktır. Fakat, şirket sözleşmesine böyle bir hükmü koymadan önce, ayrılan ortağın ayrılma akçesi isteme hakkının bulunduğunu, çıkma halinde diğer ortakların da çıkmaya katılma talebinde bulunabileceklerini, bu hususların ise şirketin mali yapısını ve devamlılığını olumsuz yönde etkileyebileceğini göz önünde bulundurup detaylı bir şekilde müzakere etmelerini önermekteyiz.


Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/huzursuz-ortagin-limited-sirketten-ayrilma-yollari/405610


 

Yardım ve Hayır İşlerinde Kurumsallaşma

YARDIM VE HAYIR İŞLERİNDE KURUMSALLAŞMA

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 9 Aralık 2917

Milletimizi diğer dünya toplumlarından ayıran en belirgin özelliklerden birisi yardımsever, misavirperver ve hayırsever olmasıdır. Özellikle, Anadolu’da yaşayan sanayici ve işadamlarımızın gerek kendi ücretlerinden gerek şirketlerinin bütçesinden hayır kurumlarına, vakıflara bağışta bulunduklarını, öğrencilere burs verdiklerini sıkça duyarız. Hatta, birçok sanayici ve işadamımız, özellikle şirket çalışanlarına da bu anlamda destek olur ve asgari ücretle geçinmenin zorluğunu dikkate alarak telafi edici ödemelerde bulunurlar. Devamını oku

Aile Anayasası Önemini Yitiriyor mu?

AİLE ANAYASASI ÖNEMİNİ YİTİRİYOR MU?

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 16 Kasım 2017

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir söyleşide Aile Anayasasının hukuki yaptırımının olmadığı, centilmenlik anlaşması seviyesinde kaldığı, çok işlevsel olmadığı, uygulanabilirliği açısından eleştiriler aldığı yönündeki beyanları okuyunca, uygulamada bazı sıkıntılar ve tereddütler yaşandığını düşündüm. Bu durum, kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma niyeti bulunan aile işletmelerinin şevkini kırıcı bir etkiye de sahip olabilirdi. Zira, ülkemizin dört bir yanında birçok aile şirketinin öncelikli hedefleri arasında kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma arzusu bir şekilde yer almaktadır. Devamını oku

Şirketler Topluluğunda Hâkim Teşebbüsün Tacir Sayılması Sorunu

ŞİRKETLER TOPLULUĞUNDA HAKİM TEŞEBBÜSÜN TACİR SAYILMASI SORUNU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 12 Kasım 2017

Ülkemizde uzun yıllardır var olmasına rağmen, şirketler topluluğuna dair kurallar 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK’nın 195’inci maddesinin birinci fıkrasında şirketler topluluğunun genel kural olarak ticaret şirketleri (yani, kollektif, komandit, anonim, limited şirketler ile kooperatifler) arasında kurulabileceği ifade edilse ve buradan hâkim şirketin bir ticaret şirketi olabileceği sonucu çıkarılsa da, aynı maddenin beşinci fıkrasında “Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.” hükmüne yer verilerek hâkimin teşebbüs olması halinde de şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.

Nitekim, TTK’da bu konuda açık bir sınırlama yer almamakla birlikte, Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde, şirketler topluluğundan bahsedebilmek için, biri ana ikisi de yavru şirket olmak üzere en az üç ticaret şirketinin; eğer ana şirket bir ticaret şirketi değil de bir teşebbüs ise, bu durumda teşebbüse doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan ticaret şirketlerinin sayısının en az üç olması gerektiği belirtilmiş ve teşebbüse ilişkin durum farklılaştırılarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, üzülerek belirtmeliyiz ki, ne TTK’da ne de Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde “teşebbüs” kavramına açıklık getirilmemiştir.

Buna karşılık, öğretide, hakim teşebbüsün, gerçek kişi veya tüzel kişi olabileceği, ticaret şirketi olmasının zorunluluk teşkil etmediği, bu yönüyle, aile üyeleri, dernek, vakıf, hatta belediyelerin dahi hakim teşebbüs olabileceği yönünde görüşler mevcuttur. Biz de bu görüşlere katılmaktayız. Bu durumda, gerçek kişilerin, il özel idaresi, büyükşehir belediyesi, belediye gibi kamu tüzel kişilerinin, kamu kurumu niteliğindeki ticaret, sanayi, meslek odalarının, özel hukuk tüzel kişisi olan organize sanayi bölgelerinin ve burada ismini sayamadığımız diğer özel ve kamu tüzel kişilerinin en az % 51’ine iştirak edip oy haklarının çoğunluğuna veya yönetim kontrolüne sahip oldukları şirket sayısı (anonim veya limited şirket olması önemli değildir) üç ve üzerinde ise, bunlar hakkında da Şirketler Topluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak; bahsigeçen kuruluşların hakim ortak olarak iştirak ettikleri şirketler de bağlı şirket olarak değerlendirilecektir.

Hâkim teşebbüs kavramı neden bu kadar önemlidir sorusu aklınıza gelebilir. Hâkim teşebbüsten, dolayısıyla da şirketler topluluğunun varlığından bahsettiğimiz takdirde, TTK’nın şirketler topluluğu için öngördüğü raporlama başta olmak üzere, bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri gündeme gelecektir.

Ayrıca, TTK’nın 195’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer verilen “Hâkim teşebbüs tacir sayılır.” ifadesi, uygulamada tereddütlere ve tartışmalara yol açabilecek bir yapıdadır. Zira, anılan hükümde yer verilen bu ifade, teşebbüs açısından başkaca sonuçların doğmasına da yol açmaktadır. En basitinden, TTK, tacir olmanın bazı hükümler doğurduğunu, bu açıdan bakıldığında, tacirin, her türlü borcu için iflasa tabi olduğunu; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlü olduğunu; her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Tacir olmanın bütün hükümlerini, teşebbüs kavramına giren bu gerçek ve tüzel kişilere uygulamak ise her zaman için olası gözükmemektedir.  Bu nedenle, bir yasa değişikliğinde anılan ifadenin fıkra metninden çıkarılmasının uygun olacağı kanısındayız.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/sirketler-toplulugunda-h-kim-tesebbusun-tacir-sayilmasi-sorunu/


 

Ticareti Terk Suçu

TİCARETİ TERK SUÇU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 5 Kasım 2017

Ticareti terk etme suçu, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunun 44’üncü maddesi uyarınca, ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktifini, pasifini, alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Devamını oku

error: Content is protected !!