Esnaflar da zayi belgesi talep edebilir

Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre tacir, Vergi Usul Kanunu’na göre mükellef sayılan gerçek ve tüzel kişilerin tutmakla ve saklamakla yükümlü oldukları defter ve belgeler bazen yangın, su baskını, hırsızlık gibi öngörülemeyen birtakım sebeplerle zayi olabilmektedir. Bu durum ise, tacirleri ve mükellefleri, defter ve belgelerini ibraz edememe ve bazı yasal müeyyidelerle yüzleşme sorunu ile karşı karşıya getirebilmektedir. Bu hususu göz önünde bulunduran yasa koyucu, Türk Ticaret Kanunu’nda, tacirlere, zayi belgesi alma imkanı tanımıştır. Zayi belgesi taleplerinin değerlendirilmesinde yargının en çok dikkat ettiği hususların başında, talepte bulunan kişinin tacir sıfatına sahip olması gelmektedir. Zira, TTK, tacir olmayan kişilere, örneğin esnaf ve sanatkarlara, zayi belgesi alma hakkı tanımamıştır. Ancak, Yargıtay, TTK’nın yürürlüğe girmesi sonrasında almış olduğu kararlarda, önceki görüşünü yumuşatmış ve esnafların da bazı koşullar altında zayi belgesi talebinde bulunabileceklerine ve bu taleplerine olumlu cevap verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015 yılı sonrasında almış olduğu muhtelif kararlarda; bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılmasının TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmediği, ticaret siciline yahut Ticaret Odası’na kayıtlı olmamanın da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı, ayrıca, vergi mükellefi olup olmamanın da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemeyeceği, kişinin tacir olup olmadığının belirlenmesinde 18.06.2007 tarihli ve 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda esnaf – tacir ayırımı kıstaslarının irdelenmesi gerektiği, bu hususta bilirkişi incelemesi yapılarak davacının tacir olduğu kanaatine varıldığı takdirde yargılamaya devam edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi, esnaf olduğunun tespit edilmesi halinde ise davanın aktif husumet ehliyeti nedeniyle reddine dair hüküm tesis edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Anılan yargı kararları ve mevzuat hükümleri ışığında, mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda, zayi belgesi talebinde bulunan esnaf sıfatını haiz kişinin, zayi belgesi talebinde bulunduğu dönem itibariyle Vergi Usul Kanunu’nun 177’nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşanlar tacir olarak değerlendirileceğinden, bu kişilerin zayi belgesi talepleri kabul edilip sair koşullar da sağlanıyor ise kendilerine zayi belgesi verilebilecektir.

Bu itibarla, esnaflar tarafından yapılan zayi belgesi taleplerinde, bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacının tacir olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi, tacir olduğu kanaatine varıldığı takdirde yargılamaya devam edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi, esnaf olduğunun tespit edilmesi halinde ise davanın aktif husumet ehliyeti nedeniyle reddine dair hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, esnafların, bu yönden talep hakkını kazanmış olsalar dahi, zayi belgesi taleplerinin olumlu karşılanması için başkaca koşulların da dikkate alındığını, anılan koşullar mevcut değil ise, zayi belgesi taleplerinin reddedilebileceğini de hatırda tutmaları gerekir.

Kaynak: https://www.dunya.com/kose-yazisi/esnaflar-da-zayi-belgesi-talep-edebilir/612033

Halktan Elektronik Yolla Para Toplanması ve Kitle Fonlaması

Soner ALTAŞ,

VergiAlgı, 9 Mayıs 2018

İnternet kullanım oranının artması ile birlikte, elektronik ortam üzerinden fon temini de giderek yaygın bir hale gelmektedir. Oyun, proje, yardım talebi gibi yöntemler ile internet siteleri ve sosyal medya hesapları kullanılıp binlerce kişiye kolaylıkla ulaşılabilmekte, hatta kullanıcılar açısından işi daha cazip hale getirebilmek için yüksek oranlarda kazançlar vaat etme, hatta kazanç kaynağı olarak reel yatırımları gösterme gibi yollar kullanılmakta ve yüksek tutarlarda parasal kaynak sağlanmaktadır. Böylece, anılan yöntemlerle geniş halk kitlesinden para toplanmaktadır. Bu durumda da, aklımıza kitle fonlaması gelmektedir. Zira, kitle fonlaması da benzer mantıkla çalışmaktadır. Bu yazımızda üzerinde duracağımız husus da işte bu kitle fonlamasıdır.

Kitle fonlaması mevzuatımıza 2017 yılı sonunda girmiş olan bir kavramdır ve henüz çok yenidir. Devletin kontrolü altında faaliyet gösteren bir kitle fonlama sisteminin ekonomik hayata olumlu katkı sağlayacağı, bu nedenle yasal altyapıya kavuşturulması amacıyla getirilmiş bir sistemdir. 28 Kasım 2017 tarihinde kabul edilen 7061 sayılı Yasa ile Sermaye Piyasası Kanunu’na dahil edilen bir sistemdir. Kitle fonlaması, yasadaki tanımıyla, bir projenin veya girişim şirketinin ihtiyaç duyduğu fonu sağlamak amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen esaslar dâhilinde yatırımcı tazminine ilişkin hükümlerine tabi olmaksızın kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplanmasıdır.

Sermaye Piyasası Kanunu’na 7061 sayılı yasa ile eklenen kitle fonlamasına ilişkin düzenlemeler şu şekildedir:

• Kitle fonlaması suretiyle halktan para toplanması, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından faaliyet izni verilen kitle fonlama platformları aracılığıyla gerçekleştirilir. Kitle fonlama platformları, kitle fonlamasına aracılık eden ve elektronik ortamda hizmet veren kuruluşlardır.

• Kitle fonlama platformlarının kurulabilmesi ve faaliyete başlaması için SPK’dan izin alınması zorunludur. Bu platformların kuruluşlarına, ortaklarına, pay devirlerine, çalışanlarına, her bir fon sağlayıcısı tarafından yatırılabilecek veya proje sahipleri ile girişim şirketleri tarafından toplanabilecek paranın azami limitine ve faaliyetleri sırasında uymaları gereken diğer ilke ve esaslar ile toplanan fonların ilan edilen amacına uygun olarak kullanıldığının kontrolü ve denetimine ilişkin esaslar SPK tarafından belirlenir.

• Kitle fonlaması platformları ve kitle fonlaması suretiyle halktan para toplayan kişiler ile bunlara fon sağlayanlar arasındaki ilişkiler genel hükümlere tabidir.

• Kural olarak, sermaye piyasası araçlarının halka arz edilebilmesi veya borsada işlem görebilmesi için izahname hazırlanması ve hazırlanan bu izahnamenin SPK tarafından onaylanması zorunludur. Ancak, kitle fonlaması suretiyle halktan para toplanması, izahname ya da ihraç belgesi hazırlama yükümlüğünden muaf tutulmuştur.

• Kural olarak, pay sahibi (ortak) sayısı beş yüzü aşan anonim ortaklıkların payları halka arz olunmuş sayılır ve bu ortaklıklar halka açık ortaklık hükümlerine de tabi olurlar. Ancak, kitle fonlaması suretiyle halktan para toplayan ortaklıklar (şirketler), kaç kişiden para toplarlarsa toplasınlar, halka açık sayılmazlar ve halka açık anonim şirketlerin hükümlerine tabi olmazlar.

• Kitle fonlaması ve buna bağlı yapılan işlemler ile kitle fonlama platformları Sermaye Piyasası Kanunu’nun 37’nci maddesindeki yatırım hizmetleri ve faaliyetleri ile 38’inci maddesindeki yan hizmetler kapsamında değerlendirilmez. Bu faaliyetler Kanunun borsalar, piyasa işleticileri ve teşkilatlanmış diğer pazar yerleri ile ilgili hükümlerine de tabi değildir.

• Kitle fonlama platformlarının hukuka aykırı faaliyet ve işlemlerinde uygulanacak tedbirler için Sermaye Piyasası Kanunu’nun 96’ncı madde hükümleri kıyasen uygulanır. Bir diğer deyişle, kitle fonlama platformlarının hukuka aykırı faaliyet ve işlemlerde bulunması halinde, SPK, ilgililerden aykırılıkların belirli bir sürede giderilmesini ve kanuna, işletme amaç ve ilkelerine uygunluğun sağlanmasını istemeye ya da doğrudan platformların faaliyetlerinin kapsamını sınırlandırmaya veya geçici olarak durdurmaya, tamamen veya belirli faaliyetleri itibarıyla yetkilerini iptal etmeye ya da öngöreceği diğer her türlü tedbiri almaya yetkilidir.

• SPK’dan izin alınmaksızın kitle fonlama platformları aracılığıyla halktan para toplandığına ilişkin bilgi edinilmesi halinde, SPK’nun başvurusu üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, ilgili internet sitesine erişimi engeller.

Görüldüğü üzere, yukarıda sıralanan düzenlemeler sınırlı sayıda olsa da, başlangıçta kitle fonlamasına yasal altyapının sağlanması açısından yeterli kabul edilebilir. Ancak, 2017 yılı sonunda getirilen düzenlemede, Sermaye Piyasası Kurulu, kitle fonlama platformlarına faaliyet izni verme, ilgili internet sitesine erişimi engellemeyi isteme, hukuka aykırı faaliyet ve işlemlerde bulunan platformlarının faaliyet iznini iptal etme ya da durdurma gibi yetkiler ile donatılmış ise de, kitle fonlaması platformları ve kitle fonlaması suretiyle halktan para toplayan kişiler ile bunlara fon sağlayanlar arasındaki ilişkilerin Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine değil de genel hükümlere tabi tutulması ve yatırımcı tazminine ilişkin hükümlerden ayrık tutulması, sistemin işleyişinde ortaya çıkabilecek aksaklıklarda asıl sorumluluğu yatırımcıya yüklemektedir. Bu durumda, yeni sisteme olan güvenin sağlanmasının zaman alacağı, kısa vadede ancak arkasında büyük sermaye gruplarının bulunacağı girişimlerin kitle fonlamasına güven duyulabileceği, düşük sermayeli girişimcilerin bu konuda ellerinin oldukça zayıf kalacağı düşünülmektedir.

Ayrıca, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmakla birlikte, hukuka aykırı kitle fonlamalarına anılan Kanunun idari para cezalarına ilişkin 103’üncü maddesi ile denetime yardımcı olmamaya ilişkin 111’inci maddesinin uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Yasada yer alan diğer suçlar ile cezaların, kitle fonlamasına uygulanabilirliği olası görülmemektedir. Dolayısıyla, daha yolun başında olan kitle fonlamasında olumsuzlukların yaşanmaması yahut en aza indirgenmesi bakımından, hukuka aykırı faaliyet ve işlemlerde bulunan kitle fonlaması platformları ve kitle fonlaması suretiyle halktan para toplayan kişiler için caydırıcı cezalar öngörülmesinin uygun olacağı kanısındayız.

Tabi, cezalar, hukuka aykırılık gerçekleştikten sonra devreye girdiğinden, asıl önemli olan önleyici tedbirlerin alınmasıdır. Kanımızca, SPK, kitle fonlamasına ilişkin ikincil düzenlemeleri biran önce hazırlayıp yürürlüğe sokmalı ve gerek gördüğü diğer tedbirleri almalı, izin verdiği kitle fonlaması platformlarını Kurumun internet sitesinde kamuya ilan etmeli, böylece küçük yatırımcıların anılan platformun güvenilir olup olmadığını kolayca anlamalarına imkan tanımalıdır. Aksi takdirde, kitle fonlaması da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun kitlesel temsil düzenlemesi gibi işlevsel olmaktan uzaklaşır. Tabi, bu konuda yatırımcılara da büyük görevler düşüyor. Özellikle, küçük yatırımcıların rasyonel hareket etmesi ve uçuk getiri vaatlerine kanmaması gerekiyor.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/halktan-elektronik-yolla-para-toplanmasi-ve-kitle-fonlamasi/


 

İnternet Vasıtasıyla Yurtdışından Satın Alınan Hizmetlere KDV Getirildi!

İnternet Vasıtasıyla Yurtdışından Satın Alınan Hizmetlere KDV Getirildi!

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 6 Ocak 2018

 

27 Mart 2015 tarihli DÜNYA gazetesinde yayımlanan “Avrupa Birliği’nde Yeni KDV Sistemi ve Diğer Ülkelere Yansıması” başlıklı yazımızda, Avrupa Birliği’nin 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren, dijital ürünlerin katma değer vergisinde yeni bir sisteme geçtiğini, Avrupa Birliği Konseyi’nin uygulamaya koyduğu 1042/2013 sayılı düzenlemesi ile telekomünikasyon, yayım ve elektronik hizmetlerde, satıcının bulunduğu yere göre KDV alınmasından vazgeçilip vergilendirmede tüketicinin bulunduğu ülkenin esas alındığını, Devamını oku

Aile Anayasası Önemini Yitiriyor mu?

AİLE ANAYASASI ÖNEMİNİ YİTİRİYOR MU?

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 16 Kasım 2017

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir söyleşide Aile Anayasasının hukuki yaptırımının olmadığı, centilmenlik anlaşması seviyesinde kaldığı, çok işlevsel olmadığı, uygulanabilirliği açısından eleştiriler aldığı yönündeki beyanları okuyunca, uygulamada bazı sıkıntılar ve tereddütler yaşandığını düşündüm. Bu durum, kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma niyeti bulunan aile işletmelerinin şevkini kırıcı bir etkiye de sahip olabilirdi. Zira, ülkemizin dört bir yanında birçok aile şirketinin öncelikli hedefleri arasında kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma arzusu bir şekilde yer almaktadır. Devamını oku

Şirketler Topluluğunda Hâkim Teşebbüsün Tacir Sayılması Sorunu

ŞİRKETLER TOPLULUĞUNDA HAKİM TEŞEBBÜSÜN TACİR SAYILMASI SORUNU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 12 Kasım 2017

Ülkemizde uzun yıllardır var olmasına rağmen, şirketler topluluğuna dair kurallar 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK’nın 195’inci maddesinin birinci fıkrasında şirketler topluluğunun genel kural olarak ticaret şirketleri (yani, kollektif, komandit, anonim, limited şirketler ile kooperatifler) arasında kurulabileceği ifade edilse ve buradan hâkim şirketin bir ticaret şirketi olabileceği sonucu çıkarılsa da, aynı maddenin beşinci fıkrasında “Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.” hükmüne yer verilerek hâkimin teşebbüs olması halinde de şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.

Nitekim, TTK’da bu konuda açık bir sınırlama yer almamakla birlikte, Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde, şirketler topluluğundan bahsedebilmek için, biri ana ikisi de yavru şirket olmak üzere en az üç ticaret şirketinin; eğer ana şirket bir ticaret şirketi değil de bir teşebbüs ise, bu durumda teşebbüse doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan ticaret şirketlerinin sayısının en az üç olması gerektiği belirtilmiş ve teşebbüse ilişkin durum farklılaştırılarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, üzülerek belirtmeliyiz ki, ne TTK’da ne de Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde “teşebbüs” kavramına açıklık getirilmemiştir.

Buna karşılık, öğretide, hakim teşebbüsün, gerçek kişi veya tüzel kişi olabileceği, ticaret şirketi olmasının zorunluluk teşkil etmediği, bu yönüyle, aile üyeleri, dernek, vakıf, hatta belediyelerin dahi hakim teşebbüs olabileceği yönünde görüşler mevcuttur. Biz de bu görüşlere katılmaktayız. Bu durumda, gerçek kişilerin, il özel idaresi, büyükşehir belediyesi, belediye gibi kamu tüzel kişilerinin, kamu kurumu niteliğindeki ticaret, sanayi, meslek odalarının, özel hukuk tüzel kişisi olan organize sanayi bölgelerinin ve burada ismini sayamadığımız diğer özel ve kamu tüzel kişilerinin en az % 51’ine iştirak edip oy haklarının çoğunluğuna veya yönetim kontrolüne sahip oldukları şirket sayısı (anonim veya limited şirket olması önemli değildir) üç ve üzerinde ise, bunlar hakkında da Şirketler Topluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak; bahsigeçen kuruluşların hakim ortak olarak iştirak ettikleri şirketler de bağlı şirket olarak değerlendirilecektir.

Hâkim teşebbüs kavramı neden bu kadar önemlidir sorusu aklınıza gelebilir. Hâkim teşebbüsten, dolayısıyla da şirketler topluluğunun varlığından bahsettiğimiz takdirde, TTK’nın şirketler topluluğu için öngördüğü raporlama başta olmak üzere, bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri gündeme gelecektir.

Ayrıca, TTK’nın 195’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer verilen “Hâkim teşebbüs tacir sayılır.” ifadesi, uygulamada tereddütlere ve tartışmalara yol açabilecek bir yapıdadır. Zira, anılan hükümde yer verilen bu ifade, teşebbüs açısından başkaca sonuçların doğmasına da yol açmaktadır. En basitinden, TTK, tacir olmanın bazı hükümler doğurduğunu, bu açıdan bakıldığında, tacirin, her türlü borcu için iflasa tabi olduğunu; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlü olduğunu; her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Tacir olmanın bütün hükümlerini, teşebbüs kavramına giren bu gerçek ve tüzel kişilere uygulamak ise her zaman için olası gözükmemektedir.  Bu nedenle, bir yasa değişikliğinde anılan ifadenin fıkra metninden çıkarılmasının uygun olacağı kanısındayız.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/sirketler-toplulugunda-h-kim-tesebbusun-tacir-sayilmasi-sorunu/


 

Ticareti Terk Suçu

TİCARETİ TERK SUÇU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 5 Kasım 2017

Ticareti terk etme suçu, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunun 44’üncü maddesi uyarınca, ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktifini, pasifini, alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Devamını oku

Kamu Sermayeli Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeleri

KAMU SERMAYELİ ŞİRKETLERİN YÖNETİM KURULU ÜYELERİ

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 15 Ekim 2017

Bilindiği üzere; 28 Mart 2013 tarihli ve 6455 sayılı Gümrük Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 79. maddesi ile TTK’nın 359. maddesine “Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu anonim şirketlerde, sayılan tüzel kişiler veya bunların gerçek kişi temsilcileri yönetim kuruluna seçilebilir. Yönetim kurulu üye sayısı ikiden fazla olan şirketlerde üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması şartıyla kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişi yönetim kuruluna seçilebilir.” şeklindeki beşinci fıkra eklenmiştir. Devamını oku

Genel Kurul Karar Defteri Tutulmazsa Ne Olur?

GENEL KURUL KARAR DEFTERİ TUTULMAZSA NE OLUR?

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 18 Eylül 2017

Yazılarımızda zaman zaman mükellefler tarafından tutulması gereken defterlerin sadece vergi mevzuatında sayılan defterlerden ibaret olmadığını, Türk Ticaret Kanunu’nun da vergi kanunlarında yer almayan birtakım defterlerin tutulmasını zorunlu tuttuğunu ve bu defterlerin tutulmaması halinde ağır para cezalarının sözkonusu olabileceğini izah etmeye çalışıyoruz. Bu yazımızda üzerinde durulacak olan ve TTK uyarınca tutulması ve saklanması şart koşulan bu defterlerden birisi de genel kurul toplantı ve müzakere defteridir. Devamını oku

TTK’nın Uygulanmadan İşlevini Kaybeden Düzenlemelerinden Biri

TTK’nın Uygulanmadan İşlevini Kaybeden Düzenlemelerinden Biri

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 16 Temmuz 2017

 

Yazılarımızda sıklıkla dile getirdiğimiz üzere, anonim şirket pay sahipleri ile yönetimleri tarafından işlevi ve konumu yeterince kavranamasa da, anonim şirketlerde yasal olarak bulunması gereken zorunlu organlardan birisi genel kuruldur.

Genel kurul, pay sahiplerinin katılımıyla oluşan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimi, görevden alınması, ibrası, kârın dağıtımı, esas sözleşmenin değiştirilmesi, sermayenin artırılması, şirketin finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporunun tasdiki gibi Kanunla sadece kendisine tanınmış olan konularda karar alan organdır.

İstisnaî hallerde yapılan olağanüstü genel kurul toplantılarını hariç tutacak olursak, anonim şirket genel kurulun yılda bir kez olağan olarak toplanıp karar alması yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından yeterli kabul edilmektedir.

Bu toplantılara da pay sahiplerinin bizzat katılması arzu edilmektedir. Ancak, bu şart değildir. Çünkü, TTK, anonim şirket pay sahibinin, katılamadığı genel kurullara, temsilcisi olarak pay sahibi olan ya da olmayan bir kişiyi yollamasına da izin vermektedir.

Eski Ticaret Kanunu’ndan farklı olarak, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK), pay sahiplerinin yukarıda izah edilen bireysel temsili yanında kitlesel temsiline de imkan sağlamıştır.

Anonim şirket pay sahiplerinin kitlesel temsili, TTK’nın 428 ilâ 431. maddelerinde düzenlenmiştir. Getirilen bu yeni sistemin gerekçesinde ise “anılan maddelerdeki hükümlerin, pay sahibinin genel kurulda temsili ile ilgili yeni bir kurum, hatta sistem getirdiği; pay sahipleri demokrasisini kurmanın ve buna bağlı olarak yönetim-muhalefet oluşumunu cesaretlendirmenin, bu yolla iyi yönetim için iyi bir temel oluşturmanın amaçlandığı; temsil olayının kurumsallaştırılarak genel kurullarda güç boşluğu doğmaması için bir araç oluşturulmaya çalışıldığı” belirtilmiştir. Kitlesel temsil ve kitlesel temsilci türleri ise TTK’da organın temsilcisi, bağımsız temsilci, kurumsal temsilci ve tevdi eden temsilcisi olarak yer almıştır.

Peki, getirilme amacına bakıldığında gayet yerinde bir düzenleme olduğu açık olan bu kitlesel temsilden hangi şirketler faydalanacaktır? Kitlesel temsil denildiği için, akıllara doğal olarak çok ortaklı şirketler gelmektedir. Zira, üç beş ortaklı anonim şirketler için kitlesel temsilden bahsetmek abes olacaktır.

Ancak, hemen belirtelim ki, kitlesel temsil TTK’da bu kadar kapsamlı olarak düzenlendiği halde, 6 Aralık 2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6362 sayılı yeni Sermaye Piyasası Kanunu’nun 30. maddesinin dördüncü fıkrasında “6102 sayılı Kanunun 428’inci maddesi bu Kanun kapsamında uygulanmaz.” denilerek, TTK’nın kitlesel temsile ilişkin 428. maddesinin Sermaye Piyasası Kanunu kapsamındaki şirketlere uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

Bu durumda, TTK’nın organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilciye ilişkin 428. maddesi halka açık şirketlere uygulanamayacaktır.

Sermaye Piyasası Kurulu bu konuda ikincil düzenlemeler ile halka açık şirketler için özel hükümler getirir mi bilemeyiz, ancak, ülkemizdeki anonim şirketlerin çoğunun az ortaklı olduğunu dikkate alarak, TTK’nın organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilciye ilişkin hükümlerinin hemen hemen hiç uygulanmayacağını söyleyebiliriz.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/ttk-nin-uygulanmadan-islevini-kaybeden-duzenlemelerinden-biri/


 

Holding Şirket Kurmak İçin Ne Beş Şirket Ne de Beş Ortak Gerekir!

Holding Şirket Kurmak İçin Ne Beş Şirket Ne de Beş Ortak Gerekir!

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 15 Haziran 2017

Bundan yedi yıl önce 17 Nisan 2010 tarihinde kaleme aldığımız ve DÜNYA Gazetesi’nde yayımlanmış olan yazımızda “Kamuoyunda, holding şirket kurabilmek için en az beş şirketin bulunması gerektiği yönünde yaygın bir kanı vardır. Oysa, hemen belirtelim ki, bu yanlış bir kanıdır. Holding şirket kuruluşu, sanılanın aksine, oldukça kolay ve basittir. Zira, holding şirket kuruluşu için, özel hukuki formaliteler söz konusu değildir. Söz konusu yanlış kanının altında yatan en önemli etken, bu konudaki çalışmaların azlığından ve mevzuatta bu konuda açık bir düzenlemenin bulunmayışından kaynaklanan eksik bilgidir” demiştik. Ancak, aradan bunca yıl geçmesine rağmen, günümüzde hala “Holding şirket kurmak için en az beş şirket mi gerekir?”, hatta “Holding, şirket kurmak için en az beş ortak mı gerekir?” türünden sorularla karşılaşmaktayız.

Aradan geçen sürede Türk Ticaret Kanunu (TTK) baştan sona yenilenmiş, dolayısıyla bahsettiğimiz yazıdaki bazı hususlar da değişmiştir. Örneğin; önceki yazımızda “Anonim şirketlerde olduğu gibi, holding şirketler de TTK’nın ani kuruluşa ve tedrici kuruluşa ilişkin hükümleri uyarınca kurulurlar. Yani, beş gerçek ya da tüzel kişi ortağın biraya gelmesi ve en az 50 bin TL sermaye taahhüt edilmesi ile holding şirket kurulabilecektir” demiştik, ancak 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nda tedrici kuruluşa yer verilmemiş, mülga 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu anonim şirket kuruluşu için en az 5 ortak şartı aradığı halde yeni TTK tek ortaklı şirket kuruluşuna izin vermiştir. Dolayısıyla, holding şirketin, tek kişi -gerçek veya tüzel kişi tarafından kurulması mümkündür. Diğer yandan, eski Ticaret Kanunu, halka açık olmayan anonim şirketler açısından sadece esas sermaye sistemini kabul ettiği halde; TTK’da esas sermaye sistemi ile birlikte kayıtlı sermaye sistemine de yer verilmiştir.

Bu bağlamda, esas sermaye sistemini kabul eden holding şirketin kuruluştaki esas sermayesinin 50 bin TL’den, kayıtlı sermaye sistemini kabul eden ancak halka açık olmayan holding şirketin başlangıç sermayesinin ise 100 bin TL’den az olmaması gerekir.

Her ne kadar 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nda şirketler topluluğu ilk defa düzenlemiş ise de, yeni TTK’da da eski kanundaki yaklaşım benimsenmiş ve holding şirketlere kanuni yedek akçeler kısmında tek bir yerde değinilmiştir. Zaman zaman şirketler topluluğunun holding şirketi karşılayan bir kavram olduğu yönünde görüşlere rastlamaktayız. Ancak, biz bu görüşe katılmamaktayız.

Zira, Şirketler Topluluğunun tepesinde hâkim şirket olarak holding şirketin yer alması zorunlu değildir; herhangi bir ticaret şirketi hâkim şirket olabileceği gibi ticaret şirketi olmayan bir şirket, işletme veya gerçek bir kişi de hâkim teşebbüs olabilir. Ayrıca, şirketler topluluğundan bahsedebilmek için hâkimiyet ve kontrol gücü aranmaktadır; oysa holding şirketin hâkim ortak şeklinde iştirak etmesi zorunlu değildir. Örneğin; bir holding şirket yüzde 50’nin altında bir iştirak oranıyla yüz şirkete dahi ortak olsa, hâkimiyet sağlanmış olmayacağından, şirketler topluluğundan bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Ayrıca, holding şirketin iştirak edeceği şirket sayısı konusunda asgarî bir zorunluluk da bulunmamaktadır. Holding şirketin sadece bir şirkete iştirak etmesi halinde de, şirketler topluluğu oluşmayacaktır. Buna karşılık, holding şirketin hâkim ortak şeklinde yavru şirketlere sahip olması halinde, elbette şirketler topluluğunun varlığı kabul edilecektir.

Yani, holding şirketin şirketler topluluğu oluşturup oluşturmadığı somut olay bazında değerlendirilecektir. Bu nedenle, her holding şirkete şirketler topluluğu hükümleri uygulanmaz; şirketler topluluğundan bahsedebilmek için de tepedeki şirketin holding şirket olması aranmaz.

Mülga 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’na göre holding şirketler mülga Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca verilecek izinle kurulmakta ve Bakanlık sadece saf holding şeklinde ve anonim şirket statüsünde holding şirket kuruluşuna izin vermekteydi. Anılan uygulama bugün de devam ettirilmektedir. Diğer bir deyişle, ülkemizde sadece anonim şirket statüsünde saf holding kuruluşuna izin verilmektedir. Ayrıca, holding şirketin kuruluşunda ticaret siciline tescil başvurusunda bulunmadan önce Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü’ne müracaat edilerek izin alınması gerekir.

Saf holding kavramı merak konusu olabilir. Kendileri sınaî ve ticarî faaliyette bulunmayan, amaçları esas itibariyle başka şirketlere iştirak etmek olan holding şirket türü, saf holding olarak adlandırılmaktadır. Yani, holding şirket üretim ya da ticaretle iştigal etmeyecek, sadece başka şirketlere iştirak etmek üzere faaliyette bulunacaktır.
Tabi, doğrudan holding anonim şirket olarak kurmak yerine, hâlihazırda var olan bir şirketin holding şirkete dönüştürülmesi de mümkündür. Bu yöntemde, hâlihazırda mevcut olan bir anonim şirketin esas sözleşmesinin ticaret unvanı ile işletme konusu maddesinde değişiklik yapılmakta, böylece ortaklık holding şirkete dönüştürülmektedir. Ancak, bu değişiklik için de, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan izin alınması gerekir.

Netice itibariyle, uygulamada bilinenin aksine, holding şirket kuruluşu için, önce beş tane şirket kurmak sonra da bunları bağlı şirket olarak tek bir çatı altında toplamak gibi bir zorunluluk bulunmadığı gibi, holding şirket kuruluşu için en az beş kurucunun ya da ortağın bulunması da şart değildir.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/holding-sirket-kurmak-icin-ne-bes-sirket-ne-de-bes-ortak-gerekir/


 

error: Content is protected !!