Aile Anayasası Önemini Yitiriyor mu?

AİLE ANAYASASI ÖNEMİNİ YİTİRİYOR MU?

Soner ALTAŞ

Dünya Gazetesi, 16 Kasım 2017

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bir söyleşide Aile Anayasasının hukuki yaptırımının olmadığı, centilmenlik anlaşması seviyesinde kaldığı, çok işlevsel olmadığı, uygulanabilirliği açısından eleştiriler aldığı yönündeki beyanları okuyunca, uygulamada bazı sıkıntılar ve tereddütler yaşandığını düşündüm. Bu durum, kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma niyeti bulunan aile işletmelerinin şevkini kırıcı bir etkiye de sahip olabilirdi. Zira, ülkemizin dört bir yanında birçok aile şirketinin öncelikli hedefleri arasında kurumsallaşma ve aile anayasasına sahip olma arzusu bir şekilde yer almaktadır. Devamını oku

Şirketler Topluluğunda Hâkim Teşebbüsün Tacir Sayılması Sorunu

ŞİRKETLER TOPLULUĞUNDA HAKİM TEŞEBBÜSÜN TACİR SAYILMASI SORUNU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 12 Kasım 2017

Ülkemizde uzun yıllardır var olmasına rağmen, şirketler topluluğuna dair kurallar 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK’nın 195’inci maddesinin birinci fıkrasında şirketler topluluğunun genel kural olarak ticaret şirketleri (yani, kollektif, komandit, anonim, limited şirketler ile kooperatifler) arasında kurulabileceği ifade edilse ve buradan hâkim şirketin bir ticaret şirketi olabileceği sonucu çıkarılsa da, aynı maddenin beşinci fıkrasında “Şirketler topluluğunun hâkiminin, merkezi veya yerleşim yeri yurt içinde veya dışında bulunan, bir teşebbüs olması hâlinde de, 195 ilâ 209 uncu maddeler ile bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.” hükmüne yer verilerek hâkimin teşebbüs olması halinde de şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.

Nitekim, TTK’da bu konuda açık bir sınırlama yer almamakla birlikte, Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde, şirketler topluluğundan bahsedebilmek için, biri ana ikisi de yavru şirket olmak üzere en az üç ticaret şirketinin; eğer ana şirket bir ticaret şirketi değil de bir teşebbüs ise, bu durumda teşebbüse doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan ticaret şirketlerinin sayısının en az üç olması gerektiği belirtilmiş ve teşebbüse ilişkin durum farklılaştırılarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, üzülerek belirtmeliyiz ki, ne TTK’da ne de Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde “teşebbüs” kavramına açıklık getirilmemiştir.

Buna karşılık, öğretide, hakim teşebbüsün, gerçek kişi veya tüzel kişi olabileceği, ticaret şirketi olmasının zorunluluk teşkil etmediği, bu yönüyle, aile üyeleri, dernek, vakıf, hatta belediyelerin dahi hakim teşebbüs olabileceği yönünde görüşler mevcuttur. Biz de bu görüşlere katılmaktayız. Bu durumda, gerçek kişilerin, il özel idaresi, büyükşehir belediyesi, belediye gibi kamu tüzel kişilerinin, kamu kurumu niteliğindeki ticaret, sanayi, meslek odalarının, özel hukuk tüzel kişisi olan organize sanayi bölgelerinin ve burada ismini sayamadığımız diğer özel ve kamu tüzel kişilerinin en az % 51’ine iştirak edip oy haklarının çoğunluğuna veya yönetim kontrolüne sahip oldukları şirket sayısı (anonim veya limited şirket olması önemli değildir) üç ve üzerinde ise, bunlar hakkında da Şirketler Topluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak; bahsigeçen kuruluşların hakim ortak olarak iştirak ettikleri şirketler de bağlı şirket olarak değerlendirilecektir.

Hâkim teşebbüs kavramı neden bu kadar önemlidir sorusu aklınıza gelebilir. Hâkim teşebbüsten, dolayısıyla da şirketler topluluğunun varlığından bahsettiğimiz takdirde, TTK’nın şirketler topluluğu için öngördüğü raporlama başta olmak üzere, bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri gündeme gelecektir.

Ayrıca, TTK’nın 195’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer verilen “Hâkim teşebbüs tacir sayılır.” ifadesi, uygulamada tereddütlere ve tartışmalara yol açabilecek bir yapıdadır. Zira, anılan hükümde yer verilen bu ifade, teşebbüs açısından başkaca sonuçların doğmasına da yol açmaktadır. En basitinden, TTK, tacir olmanın bazı hükümler doğurduğunu, bu açıdan bakıldığında, tacirin, her türlü borcu için iflasa tabi olduğunu; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve gerekli ticari defterleri tutmakla yükümlü olduğunu; her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Tacir olmanın bütün hükümlerini, teşebbüs kavramına giren bu gerçek ve tüzel kişilere uygulamak ise her zaman için olası gözükmemektedir.  Bu nedenle, bir yasa değişikliğinde anılan ifadenin fıkra metninden çıkarılmasının uygun olacağı kanısındayız.


Kaynak: http://vergialgi.net/ticaret-hukuku/sirketler-toplulugunda-h-kim-tesebbusun-tacir-sayilmasi-sorunu/


 

Ticareti Terk Suçu

TİCARETİ TERK SUÇU

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 5 Kasım 2017

Ticareti terk etme suçu, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunun 44’üncü maddesi uyarınca, ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktifini, pasifini, alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Devamını oku

Kamu Sermayeli Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeleri

KAMU SERMAYELİ ŞİRKETLERİN YÖNETİM KURULU ÜYELERİ

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 15 Ekim 2017

Bilindiği üzere; 28 Mart 2013 tarihli ve 6455 sayılı Gümrük Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 79. maddesi ile TTK’nın 359. maddesine “Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu anonim şirketlerde, sayılan tüzel kişiler veya bunların gerçek kişi temsilcileri yönetim kuruluna seçilebilir. Yönetim kurulu üye sayısı ikiden fazla olan şirketlerde üyelerin tamamının aynı kamu tüzel kişisinin temsilcisi olmaması şartıyla kamu tüzel kişisini temsilen birden fazla gerçek kişi yönetim kuruluna seçilebilir.” şeklindeki beşinci fıkra eklenmiştir. Devamını oku

Genel Kurul Karar Defteri Tutulmazsa Ne Olur?

GENEL KURUL KARAR DEFTERİ TUTULMAZSA NE OLUR?

Soner ALTAŞ

VERGİALGI, 18 Eylül 2017

Yazılarımızda zaman zaman mükellefler tarafından tutulması gereken defterlerin sadece vergi mevzuatında sayılan defterlerden ibaret olmadığını, Türk Ticaret Kanunu’nun da vergi kanunlarında yer almayan birtakım defterlerin tutulmasını zorunlu tuttuğunu ve bu defterlerin tutulmaması halinde ağır para cezalarının sözkonusu olabileceğini izah etmeye çalışıyoruz. Bu yazımızda üzerinde durulacak olan ve TTK uyarınca tutulması ve saklanması şart koşulan bu defterlerden birisi de genel kurul toplantı ve müzakere defteridir. Devamını oku

error: Content is protected !!